Deneme - Seçtiklerim.. - Blogcu

• 19/11/2009 - Sırtınız Kaşınıyor mu?

Kategori: Deneme

Akşamsefasına benzeyenler

 

Şehirlerarası bir otobüs yolculuğunda tanımıştım, Artin ustayı. Hayli yaşlı olmasına karşın

enerjik ve dinç görünüyordu. Yolculukta laf lafı açmış, Artin usta Kapalıçarşıda kuyumculuk yaptığından söz etmişti. Dede ve baba mesleği olan kuyumculuğu devredecek kimse bulamadığından yakınmıştı. Söylediğine göre kapalıçarşıda altın üzerine mine işleyebilen ustalardan tek kendi kalmıştı. Gün olur işim düşer diye kartvizitini almıştım.

 

Bir süre sonra eşimin altın bileziğinin tamirini bahane ederek uğradım Artin Ustaya. Kapalıçarşı’nın derinlerinde iç içe iki odadan oluşan kuyumcu dükkanında çalışıyordu. Küçük hayvan figürlerinin üzerine renkli mineler döküp hayat veriyordu, altına. Beni görünce tanımakta zorlanmadı, çay söyledi. Esimin kırık bileziği için geldiğimden söz ettim. Bileziği alıp çalışma masasına koydu. Yaptığı mineli ürünleri gösterip;

— Artık pek alıcısı kalmadı bunların. Talep de yok. Varsa yoksa fantezi altın.

— Ne özelliği var bu minelerin?

Üzeri yeşil kırmızı mine ile kaplı altın fil figürünü eline alıp;

— Eskiden yeni doğan çocuklara takılırdı, bunlar. Fil gibi uzun ömürlü, güçlü veya kuş gibi özgür, yunus baliği gibi sevecen olsun diye dilek dilenirdi.

— Nasıl oldu da unuttuk bunları?

— Aslında unutmadık, yine yeni doğanlara altın takılıyor ama millet geçim derdine düştü. Doğum yapan ailenin paraya ihtiyacı olduğunu düşünüp cumhuriyet altını takıyorlar. Bizim mineli ürünlere talep kalmadı, artık. 

Daha sonra altının elementlerin en asili ve safı olduğundan, oksitlenip kararmadığından, üzerine bir şey giydirmenin kolay olmadığından söz etti.

— Altın, asildir. Aristokrattır. Her şeyi kabul etmez, üzerine. Bir tek mineyi tutar, üstünde. Mine de bilir kimi süslediğini, mütevazıdir.

— Mine ustası da kalmadı artik demiştin.

— Evet kalmadı. Minecilik de bu çarşıda benimle son bulacak gibi görünüyor. 

Çocuklarını sordum. Bir oğlu ve bir kızı olduğunu, üniversite bitirip yurtdışına gittiklerinden, daha da geri dönmediklerinden söz etti.

— Neden tutamadın çocuklarını buralarda?

— Bir özgürlüktür tutturdular. Özgür olmak, özgür yasamak, mutluluğu özgürlükte aramak için başka ülkelere gittiler.

— Bulabildiler mi, aradıklarını?

— Bilmem, bence hala arıyorlar. Onlara önce kendimi sonra ağaçları örnek gösterdim. "Ağaçlar özgür değildir ama mutsuz ağaç da yoktur, mutluluğu kendinizde arayın" dedim ama dinletemedim.

— Şimdi neredeler?

— Amerika’da yaşıyorlar ve galiba hala arıyorlar. 

Bu arada ikinci çaylar gelmişti. Artin Ustanın da konuşup dertleşesi varmış anlaşılan. "Ama çocukların hepsi okumuş üniversite bitirip kendilerine Amerika'da yer edinmişler. Yani hepsi adam olmuş işte. Bence üzülmene gerek yok" diyecek oldum. Yüzünü ekşitti; 

— Bizimkiler adam oldular, çiçek olup açtılar ama "akşamsefasına" benzediler.

— Ne özelliği var akşamsefasının?

— Bilirsin, akşamsefası gündüz kapalı durur gece olunca açar. Kimseye göstermez güzelliğini. Dahası arılar ve böcekler gece yuvalarına çekildiği için onlara da tattırmaz özünü, balını.

— Eeee……...

— Yani bizimkiler iyi eğitildi, iyi okudular da kendilerinden başka kimseye faydaları yok. Bırak doğduğu toprağı, yaşadıkları topluma bile faydaları yok. Hatta böyle bir kaygıları da yok. Dedim ya, akşamsefasına benzediler işte.Bir süre sustu. Eşimin bileziğinin kırık yeri ile ilgileniyormuş gibi yaptı. Gözlerini benden kaçırarak;

— Rahmetli eşim de çocuklar uzakta diye üzülür "çocukların sırtını kaşımak gerekirdi, zamanında biz bunların sırtını yeterince kaşımadık" diye söylenir dururdu.

— Nasıl yani?

— Bilirsin sırtın kaşındığında kaşıttıracak birini bulana kadar ne yapsan nafiledir. Yani sırtını kaşıttıracak kadar samimi olduğu birilerine her zaman muhtaçtır, insanoğlu. Günümüz insanı bencilleşti sanki. Birilerine muhtaç olmaktansa sırt kaşıntısına katlanmayı, unutmayı tercih ediyorlar.

— Eeee.

— Sırtını kaşıttıracak samimiyette birileri yoksa çevrende, dahası sırtın kasınmayı bile unuttuysa sen de özgür olmak için yalnızlığı seçenlerden, akşamsefasına benzeyenlerdensin, bence. 

Bileziği tamir için bıraktım. Çay için teşekkür edip izin istedim,Artin Ustadan. Kapalıçarşı her günkü kalabalığı ve keşmekeşi ile akıyordu. 

Yürüdükçe sırtım kaşınmaya başlamıştı ve sırtımın kaşındığını hissetmek hiç bu kadar mutluluk vermemişti.

                                                                                                           Dr. Mehmet Uhri

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/4/2009 - HAYATI ISKALAMA LÜKSÜN YOK SENİN!!

Kategori: Deneme

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.

Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.

Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.

İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.

Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.

Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?

Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.  
                                                                                                    Nazım Hikmet

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/4/2009 - HIRSIZLAR KASABASI

Kategori: Deneme

     Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş.  

   Fakat, gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini de soyulmuş durumda bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış.

   Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri, diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat bu durum böyle bir süre devam edince, ahali ona kızmaya başlamış:

   “Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye hakkın yok” demişler.

   Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya başlamış. Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur, sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiç bir şeyi kalmamış ve memleketini terketmek zorunda kalmış.

   Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.  Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış.  Zenginler mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını çalmak hala serbestmiş!

   Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz etmez olmuş.  Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları terk edip gitmişler.  Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yavaş yavaş yitirmeye başlamışlar.  

   Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için oraları ilk terkeden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Sora sora nerede yaşadığını öğrenmişler.  Evine gittiklerinde kapıda yazılı bir kağıt görmüşler. Kağıtta şunlar yazıyormuş:

   “Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok geç olmuş demektir...”

Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır.

Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız.

 

Indra Ghandi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 18/1/2009 - Bir İzmir'li Olarak...

Kategori: Deneme
                         

Ankara,

En iyi kalpli

Üvey ana

Bu şehri bu kadar yalın anlatan başka bir şey olamaz sanırım.

Sorumluluklarını bilen, asla kötü davranmayan ama sonuçta bir üvey ana

olan Ankara. Bu şehirde insanlar bekler. Emekliliği, askerin bitmesini,

rüşvetin gelmesini, gönderdiğiniz evrakın cevaplanmasını, suskun devletin

konuşmasını beklerler. Taşı çatlatacak bir sabırla bir şeyleri

beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır. Belki denizi görselerdi

beklemezlerdi. Denizi su sanırlar. Suyu görmek için göllerin kıyısına

gidersiniz ama su ufka uzanmaz. Bir suyu deniz yapan ufuk yoktur Ankara'nın

göllerinde. Oysa ne önemlidir suyun hiç bitmemesi ve uysal bir sevgili gibi

gökyüzüyle birleşmesi. O vaatkar ufuk çizgisi, o nasıl güzeldir. Her

zaman ötelerde bir şey olduğunu fısıldayan o şehvetli çizgi. İnsanlar

Ankara'da beklerler, kim bilir bekledikleri hayattır.

 

 

İstanbul'da ise durum daha vahimdir. Hayat sanki bir adım ötede duruyor

gibidir. Doğruya doğru, dünyanın en güzel şehridir İstanbul, ama hayat

eli çabuk davranır. Daha siz elinizi uzatmadan işveli bir kadın gibi kaçar

gider. Bu yüzden hırsla kovalarlar hayatı İstanbullular. Beklediği şeyin

belki de hiç gelmeyeceğini söyleyen şeytani fısıltıya rağmen,

Ankaralının dingin tevekküllü bekleyişinde bir huzur vardır. Ama

İstanbullunun hırslı kovalamacısında ne huzur vardır ne de tatmin.

Dünyanın en güzel şehri hemen kol mesafesindeyken kendilerini yiyip yutan

bir kovalamacanın içinde kaybolur giderler. Hayat kaçar, onlar kovalar.

 

Ama İzmir... İzmir'de hayat beklenmez, kovalanmazda. O zaten sizinle

beraberdir. Ufkun ötesini muştulayan bir deniz vardır. Mutlulukla dolu,

sakin, bir sevişmenin tadındadır körfez. Körfez vapurlarının sakin gidişinde

hırslarınız yok olur, kovalamayı bırakırsınız, hatta martılara gevrek

atacak kadar iyilikle dolarsınız. Ne varsa bu şehirde, bayatlamış vapur

çayı bile nektar olur. Hafta sonları denize doğru bir göç başlar.

"Ey hayat, biz Çeşme'ye gidiyoruz sen de arkadan gel" der

İzmirliler muzipçe. Ve ne gariptir ki hayat, uslu bir çocuk gibi onların

peşinden gider.

Ne garip, uçak biletinin üzerinde adımın hemen yanında yazan IZM

harflerine sevgiyle bakıyorum. Sabırsızım, sevgilisine kavuşacak aşıklar

kadar.                      Cemal Süreyya


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/3/2008 - Hayatın Ortağı Olmak

Kategori: Deneme

                          

 
 
Günümüzün ''ergen dünyası'' nı, bu dünyada geçerli olan ''ergen kültürü''  anlamaya çalışıyoruz. Çünkü bu yeni oluşumu anlayamazsak ''günümüz ergenleri' ' ile erişkinler arasındaki uzaklık daha da artacaktır.
 
Yeni ''ergen kültürü'' nün özellikleri içindeki ''hedef seçememe'',
''geleceğini planlayamama' ', ''sorumluluk almak istememe'', ''kendini
hiçbir  şeye zorunlu saymadan çevresini her şeye zorunlu sayma'', ''çaba harcamadan  elde etmek isteme'' gibi özellikleri nasıl açıklamalıyız?
 
En önemli etkenler arasında ''sahip olma, elde etme ve kullanma'' ile bunları yapabilmek için ''çalışmak ve kazanmak gereği'' arasındaki bağı kopartan ''tüketim toplumu ideolojisi'' dir . Bu ideoloji, henüz çalışmayan  ve kazanmayan gençlere ''kredi kartı'' vermekte , ''cep telefonları olması'' nın normal olduğunu söylemekte, ''otomobil kullanarak özgürleşme'' yi  önermektedir. Gençler de bütün bunlar için yıllarca beklemek yerine, bütün  bunları sağlamanın anne babalarının görevi olduğunu düşünmekte , bunların  ''kendi hakları olduğunu'' öne sürmektedirler.
 
Bizim yaşam kültürümüzün iki özelliği de ''tüketim toplumunun ideolojisi'' ile buluşmaktadır. ''Çocukların aşırı korunmasının ailenin görevi olduğu''na ilişkin yaygın tutum ile ''çocuklarla gurur duyma isteği'' . Bu iki özellik de çocukların ''yaşam standartları' ' na ailelerin -kimi zaman- ekonomilerinin üstüne de çıksa destek vermelerini sağlayan bir tutum yaratmaktadır.
 
Anne babaların şu sözlerini çok sık duyuyoruz:
* Biz (ya da ben) çocuklarımız için yaşıyoruz.
* Ne yapıyorsak onlar için yapıyoruz.
* Biz çok sıkıntı çektik, onlar bu sıkıntıları çekmesin istiyoruz.
* İlerde hayatın birçok haliyle karşılaşacaklar, bari şimdi mutlu olsunlar.
* Mutlu bir çocukluk dönemleri olsun.
* Biz gençliğimizi yaşamadık, onlar doya doya yaşasınlar.
* Bizim yapamadıklarımı zı onların yapması bizi memnun ediyor.
* Her şeyleri var, neden çalışmadıklarını anlayamıyorum.
* Hiç sıkıntıya gelemiyorlar, istedikleri hemen olsun istiyorlar.
* Her istediğini yapıyoruz ama o bizim ne istediğimize aldırmıyor bile.
* Çok iyi çocuktur, ama arkadaşlarına uyuyor.
* Aklına hiç kötülük getirmez, ne söylense inanır.
* Böyle giderse nasıl yapacak bilmiyorum.
Bu sözlerin hepsi de birbiriyle bağlantılıdır. Bu sözlerin oluşturduğu
merdiven basamak basamak çıkılmaktadır . Sonuçta erişilen yer de hiç kimsenin düşünmediği, hiç kimsenin istemediği bir yer olmaktadır.
Neden?
***
Çocuklarımızı hayatımızın ortağı değil, refahımızın ortağı yapıyoruz da ondan.
Neden ''hayatlarınızı çocuklarınıza adıyorsunuz?' '
Neden ''çocuklarınız için yaşıyorsunuz?''
Neden çocuklarınıza ''istemedikleri şeyleri vermek için bunca çaba
harcıyorsunuz? ''
Neden çocuklarınıza ''hak etmedikleri şeyleri elde etmeleri'' için
yükümlülük duyuyorsunuz?
Neden çocuklarınıza ''sorumluluk vermiyorsunuz? '' Şimdi almıyorlar, çünkü sorumluluk vermekte çok geç kaldınız.
Neden çocuklarınızı, ''yaptıkları yanlışlıkların sonuçlarıyla
karşılaştırmıyorsunuz? ''
Bu durumda, çocuklar ve gençler ''ailelerin onları her koşulda
koruyacağını'' biliyor.
Çocuklar ve gençler, kendileri hiçbir şey yapmasa da, ailelerin onlar için her şeyi yapacaklarını öğreniyor.
Çocuklar ve gençler, geleceklerinin aileleri tarafından hazırlanacağına  güveniyor.
Onun için de kendine güvenmiyor, sorumluluk almıyor, kendisini hiçbir şey için zorlama gereğini duymuyor.
Yapılması gerekenler yapılmaz, yapılmaması gerekenler yapılırsa sonuçlara neden şaşmalı?
Lütfen, biraz düşünür müsünüz?
Erdal ATABEK
 
(not : Einstein'nın dediği gibi "Aptallığın en büyük kanıtı, aynı şeyi
tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir. " m.ç.)
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eğlenmek, paylaşmak...

Bağlantılar

Temel Fıkraları
Genel Fıkralar
Kadın - Erkek Fıkraları
Doktor Fıkraları
Asker Fıkraları
Hayvan Fıkraları
Kategorisiz Fıkralar

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
birxkovaxsogukxsu
kobieta
girtlakkanseri













Sayfamın Banner Kodu


Powered by Readr

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:5
| Sonraki Sayfa