Bir Saatlik Dost!! - Seçtiklerim.. - Blogcu

• 29/11/2008 - Bir Saatlik Dost!!

Kategori: yasam
                 

            Hızlı bir çalışma temposunun ardından saatin beş olduğunu kat nöbetini
        devretmeye gelen hemşire arkadaşlar sayesinde fark etmiştik. Yoğun bir
        servisti çalıştığım servis; çocuk servisleri hastanelerin en yoğun ve
gürültülü
        olan servisleridir. Artik günün yoğunluğu geçmiş servis sessiz
bir hal almıştı.
       Akşam tedavilerini henüz bitirmiş, ofiste çay içmeye gitme
telaşındaydım.
       Çünkü o günün ilk çayını içme fırsatı yakaladım diye kendi
kendime düşünüyordum.
       Kep dağılmış, saç baş karışmış yorgun bitkin bir
haldeydim, tedavi odasından 
       çıktığımda. Aynada kendimi tanıyamadım.
       Ofise geldiğimde hemşire odasının telefonu çalıyordu. Oturduğum yerden büyük
       bir güçlükle ayağa kalktım ve telefona gittim; karşıdaki ses acilde 
trafik yaralılarının
       olduğunu, içlerinde çocuklarında bulunduğunu damar
bulamadıklarından dolayı
       acile yardıma gelmemi söylüyordu.
       Tüm yorgunluğumu unutmuş hızla acil servisine yönelmiştim ki diğer
telefonda
        nöbetçi hekimin icapçı beyin cerrahi hekimiyle gelip gelmeme
konusundaki 
       tartışmasını duydum. Nöbetçi hekimin sesi ortalığı
çınlatıyordu:
       —Ne yapalım? Bırakalım ölsün mü bu insanlar? Gelmek zorundasınız!
Gittiğiniz
       davet beni ilgilendirmez! Nöbet değiştirseydiniz çok önemli bir
davetti madem
       Siz Hipokrat yemini etmediniz mi?
Konuşma böyle sürüp giderken gelen asansöre 
       binerek koşarak acil
servisine gittim. Her yer kan revan içinde ağlayan koşuşturan
       yakınını
bulmaya çalışan bir yığın insan vardı bu kalabalıkta sağlıklı bir iş nasıl
       yapılırdı bilmiyordum ama herkes birilerine bakma gayretini gösteriyordu.
       Acil serviste yatak kalmamış sedyelere insanlar yatırılıp, ilk müdahale
yapılıncaya
       kadar bekletiliyor, yetersiz kalan personel yerine hastaları
yukarı sevk edilen servise
       aileleri çıkartıyordu.
       Onca kazazede içinde başında kimsesi olmayan ama durumu da oldukça
ağır 15–17
       yaş arası bir genç vardı, gerekli müdahalesi yapılmış fakat sevk
edildiği beyin cerrahi
       henüz görev yerine gelmediği için orada bekletiliyordu.
Kendime ait serum ve
       tedavileri uyguladıktan sonra o çocuğun başına giderek
ilgilenmeye çalıştım. Şuuru 
       yerindeydi konuştuklarımı anlıyor, fakat cevap
veremiyordu. Son anlarını yaşadığını
       görüyor ve yalnız olduğu için
korkunç derecede üzülüyordum, onu orada yalnız
       bırakamıyordum.
       Zaten
ben onunla ilgilenirken acil servis boşalmış, tüm hastalar gerekli servislere
       dağıtılmıştı.
Ellerimi sımsıkı tutuyordu, "bırakma dercesine" gözlerinden yaşlar
       süzüldükçe kendimi ben de tutamaz hale gelmiştim, eğildim yanaklarından
       öptüm."Bırakmayacağım seni sakin ol, üzülme sakın" diyordum hiç tanımadığım, 
       daha önce hiç görmediğim bu insana anlatılmaz bir yakınlık hissediyor, sanki
       onun acısının aynısını çekiyordum.
Çok acı çekiyordu; hem yalnızlığından hem de
       geçirmiş olduğu beyin
travmasından. Ne kadar süre daha onunla kaldığımı
       hatırlamıyorum.
       Avucumu bırakmasıyla kendime geldim. O artik aramızda değildi, bu dünyayı terk
       etmişti ve ben gelmeyen doktoru suçluyor içimden lanetler yağdırıyordum.
        Derken beyin cerrahı gelmişti.
Hastanın daha doğrusu ölmüş gencin üzerindeki
         çarşafı almamı söyledi.
Çarşafı kaldırdığımda doktorun hiç bir şey söyleme
         fırsatı olmadan yere
düştüğünü gördüm. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.
       Yemekli bir
davetten gelmişti. Acaba çok mu sarhoştu ya da kalp krizi mi?
         geçiriyordu diye düşünürken diğer hekim arkadaşlar olaya müdahale
         etmişlerdi bile.
        Ölen o gencecik insanin babasıydı bu doktor ve kendi
evladının tedavisi için 
      çok geç kalmıştı ne yazık ki. Kötü günde oğlunun acısıyla felç geçirmiş ve görevine
      yeniden dönememişti.
       HACETTEPE ÜNIVERSITESI – 2000
      Seni yeniden andım KEREM; ruhun şad olsun; hayattaki bir saatlik dost...
      bana yıllardır yaşattığın tecrübeyle dost kalan dost .. 1986 MUTLAKA 2–3
      ayda bir, bu yazıyı okurum ben. Size de tavsiye ediyorum. Dostluk her gün 
      2–3 kere telefonla konuşmak değildir... Dostluk yapılması gereğine inanılan
      telefon görüşmeleri sırasında diğer insanların dedikodusunu yaparak karşılıklı
      bir şeyler paylaşıldığını zannetmek değildir...
      Dostluk her hafta 3–5 kere görüşmek değildir... 1 ay, 1sene, 5 sene seni
aramayan,
      senin de aramadığın bir insanı birdenbire arayıp, dertleşmek, hatır sormak istersen ve
      o insan da seni geri çevirmez ve sanki daha az önce
konuşmuşun gibi kaldığınız
      yerden konuşmaya devam ederse, ve daha da  önemlisi bu 1 ay, 1 sene, 5 sene
      ayrılığa rağmen bu insanin başı gerçekten
sıkıştığında yardımına  koşacak ilk
      insanlardan biriysen ve ayni şekilde  onun da öyle olduğunu  biliyorsan
      EMIN OL KI..... O kişi senin DOSTUNDUR.... GERÇEK DOSTLARINIZI BULUP HİÇ
      KAYBETMEMENIZ DILEGIYLE!!!
                                                                                                     ALINTIDIR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Eğlenmek, paylaşmak...

Bağlantılar

Temel Fıkraları
Genel Fıkralar
Kadın - Erkek Fıkraları
Doktor Fıkraları
Asker Fıkraları
Hayvan Fıkraları
Kategorisiz Fıkralar

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
birxkovaxsogukxsu
kobieta
girtlakkanseri













Sayfamın Banner Kodu


Powered by Readr

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa