Seçtiklerim.. - Blogcu - Sayfa 3

• 18/1/2009 - 40 Yaş Erkeği...

Kategori: yasam
                            

Kendimi ayırt etmeden söyleyeceğim:

Bazen erkek soyu midemi bulandırıyor.

"Kadın kokusu", taze ete susamış bir sırtlana dönüştürüyor bizi...

Gözümüzü kör ediyor; başımızı döndürüyor.

Amerikan başkanından hocasına, kör cahilinden okumuşuna, kılıbığından

"Taşfırın"ına kadar böyle bu...

Hele 40'ımızı geçmişsek...

Hele cüzdanımızı şişirmişsek...

Ve hele 40 yılı "boşa" geçirmişsek...

 

Sokağın çağrısını 40'larında işiten erkeğin "kaybolan yıllar" ağıtına,

"televole" özentisi bir aşermenin ağız şapırtısı eşlik ediyor.

Evet, "alem gezip eğleniyor". Sokakta onun karizmasına teslim olmaya hazır

"çıtırlar" fink atıyor.

O ise pijaması içinde "evi bekliyor".

Oysa -40'lıkların yaman teşhisiyle- "Hayat hızla geçiyor" ve "Böyle mi

öleceğiz?" sorusu beyni deşiyor.

Bu panik, yaşanmamış yılların hıncıyla sokağa döküyor 40 yaş erkeğini...

Altta kırmızı arabalar, belde zar zor giyilmiş kotlar, dilde demode

iltifatlar, cepte karaborsa Viagra'larla...

Hâlâ beğeniliyor olmanın vehmi, hala yapabiliyor olmanın hazzına karışıyor.

Tatmin edilen ego şiştikçe şişiyor. Nefis uyanınca göz, ne iş ne ev görüyor.

Bitap evliliklerin tozunu, sevgisiz ilişkiler alıyor.

Her dişlenen "taze et", yenileri davet ediyor.

Ev zulaları, günahların çetelesini tutuyor.

İhanet kol geziyor.

 

Kim bilir kaç erkek, gömlekteki bir ruj izi, cepte unutulmuş bir mektup ya

da ansızın gelen bir telefon mesajı yüzünden kan ter içinde hesap verdi,

çocukça boyun eğdi, beceriksizce yalan söyledi, öfkeyle terk etti, terk

edildi bugünlerde...

Kaçı, pişman gözler, yalvaran sözlerle geri döndü eşine, döndürdü eşini...

Kaçı, ertesi gün unuttu, "ebediyen" verdiği sözleri..

Kaçı, haber verenleri suçladı, yakalandığında...

Kaçı, yakalanana "enayi" dedi, haberi duyduğunda...

Ve kaç "kutsal kadın", aile denilen kumdan kalenin sınır boylarını bekledi,

kızarak, ağlayarak, utanarak, yine de diş bilediği kale reisini savunarak;

...ve göz yumarak... bazen sevgiden, çoğu kez çaresizlikten...

...aynı saatlerde erkek, bir kahvede, becerdiklerini anlatırken...

 

Yanlış anlaşılmasın:

Garipsediğim, 40 yaş erkeğinin kadını sevmesi değil; sevmemesi...

Ve şaşırtıcı olan, ihanet etmesi değil; ihanet ettiği hayatı aynen sürdürmesi...

Yaşadığının bedelini ödemeye cesaret edememesi...

Harcına yalan kattığı kaleyi terk edememesi...

"Ben de karımın kaçamağını, ondan beklediğim tevekkülle karşılayabilirim"

diyememesi...

Hep kendine yontarak diktiği ikiyüzlü bir ahlak totemine her daim secde etmesi...

Ne ihanet ettiği, ne ihaneti paylaştığı kadına karşı dürüst olabilmesi...

40'ında hala para karşılığı çiftleşmeyi, geceden kalma pudra izini banyoda

gizlice çitilemeyi, cep telefonunu her an patlayabilecek bir el bombası gibi

gizlemeyi kendine yedirebilmesi...

 

 

Kabul edelim:

Evlilik bitti!

Çağ yorgunu aile, ancak başka kadınların (ya da erkeklerin) kolunda yürüyebiliyor.

Yalan, bir mecburiyetler rejimi sayılan evliliğin temellerini oyuyor. Ve herkes her

şeyi bilerek, gönülsüzce boyun eğerek bu oyunu oynuyor.

Çare, eşlerin birbirinin hayatını yaşamaktan vazgeçip her hayatı, sahibinin

nefsine, iradesine, vicdanına, insafına terk etmesidir.

Sevgi varsa, aile ilelebet sürecektir.

Yoksa, böyle sürdürmek rezilliktir.

Yalansız yaşamayı özlemediniz mi?

          ALINTI..(?) Mail'den

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 18/1/2009 - Doğru İnsan..

Kategori: yasam

                                 

Farklı insanların her hangi bir yöne giden bir trende buluşmaları değil midir

yalnızlığın sona ermesi?

Ve bu insanların yan yana oturması değil midir aşk?

Ayrılık ise o insanlardan birinin biletini yırtması ve trenden inmesi ve

diğerinin de biletini yırtmak zorunda kalması değil midir?

Ya yolun uzunluğunun verdiği sıkıntıdan yırtılmıştır o bilet ya da trenin fazla

ses yapmasından…

Veya yolculuk boyunca yanındakinin rahat bir şekilde uyurken kendisinin

uyuyamamasıyla birlikte yolculuğun çekilmez bir hal almasıdır.

Olması gereken olur ve yalnızlıkla baş başa kalınır.

Yarı yolda bırakılan sevgili ilk yalnızlıkla aldatılır.

Bazen de yalnızlığı severiz.

Sokaklarda tek başına yürümeyi, tek başına yapılan kahvaltıyı, en içli şarkıları

yalnız başımıza dinlemeyi severiz.

Ama gelin görün ki bu da o kadar uzun sürmez.

Bu sefer de yalnızlığı aldatmak isteriz hiç içimiz yanmadan.

Bir bilet alınır bilinmezlik trenine…

Yalnızlık biter, yanı başımızda sevdiğimiz yüzü buluruz.

Bu sefer yolculuk sıkmaz, oturduğumuz koltuk rahatsız etmez bizi.

Bu sefer uykusuzluk sorunu da yaşanmaz.

Farklıdır bu yolculuk…

Şimdi söyleyin...

Aşklar mı yalan yoksa bize mi denk gelmedi doğru insan?

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 28/12/2008 - Yolun Yarısından Sonra Erkek..

Kategori: yasam
             
              Kontrol amaçlı kıskançlık gösterilerine prim vermeyecek kadar deneyimli olduğu gibi bu
             gösterinin asıl amacını kavrayacak kadar hoşgörülüdür. 
             Tercih edilen yalnızlık diye bir kavramın olmadığını bilecek kadar yalnızdır, ama sevdiklerinin
             ruhuna dokunan cümleleri ve hareketleri bilecek kadar da kibardır.
             İşyeri saatlerinin sevdiklerine daha kaliteli zamanlar armağan etmek adına harcanan işkence
             saatleri olmadığını bilir; çünkü işsizliğin sivri ucunun ruha nasıl battığını ve ne kadar acıttığını
             da bilir.
             Sadece armağan almanın değil armağan vermenin de tadına varmıştır artık, bir kadına
             kırmızı  renkli armağanlar almanın anlamını ve derinliğini kavramıştır; ama hala kendine
             giysi  ve  ayakkabı alamayacak beceriksizdir.
             Zamana bakmadan ve nasıl geçtiğine aldırmadan yaşayanlardan değildir artık, sevdiklerine
             zaman ayırmanın aslında kendine zaman ayırmak olduğunu da bilir.
            Sadece coşkularına değil hüzünlerine de hak ettiği değeri verir.
             Onun için ne yaşta olursa olsun kadınların ağlaması artık seyirlik bir malzemedir, ancak ibiş
             komiğini seyreder gibi buna tepki vermez, çünkü bunun seyirlik bir oyun olduğunu 
             söylemeyecek ve ağlayan bir kadına gülmeyecek kadar akıllanmıştır; çünkü geçmişte
             bununla ilgili olarak çok dili yanmıştır.
            Sokakta top peşinde koşan çocukları gördüğünde dudaklarına yerleşen tebessümün aslında
             zamana karşı hissedilen iç burukluğunun nişanesi olduğunu kavrar, üstüne üstlük sokaklarda
             oyun oynayan çocukların delişmenliğini daha çok sever; ancak oyunun ortasında eve çağıran
             anneleri de artık anlar ve onaylar. 
                                                           Nevzat TEKİN

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/12/2008 - Metrodaki Kemancı..

Kategori: yasam
                   
                                             

                  

 

Soğuk bir Ocak sabahı, Washington DC'de adamın biri metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.  

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder. 

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.  

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder. 

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.  

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hâkim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.  

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...  

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

“Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?” İdi.... 

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 21/12/2008 - Patronlar:))

Kategori: yasam

Patron:
- Başlangıçta, merak etme çok başarılı olacaksın.



bir hafta sonra:
- daha sıkı çalışmalısın!!!



bir ay sonra :
- şirket için çok daha sıkı çalışmalısın!



3 ay sonra :
- sana çok sıkı çalışmalısın demiştim… duydunmu beni!!!?? 

            

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eğlenmek, paylaşmak...

Bağlantılar

Temel Fıkraları
Genel Fıkralar
Kadın - Erkek Fıkraları
Doktor Fıkraları
Asker Fıkraları
Hayvan Fıkraları
Kategorisiz Fıkralar

Arkadaşlar

Blogcu Yardım
birxkovaxsogukxsu
kobieta
girtlakkanseri













Sayfamın Banner Kodu


Powered by Readr

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:26
Son Sayfa | Sonraki Sayfa